DAMLA'NIN YAZISI.
Herkesin kafasında soru işaretleri vardı giderken.. Ne olacak? Nasıl olacak.. Havaalanına inerken turist havasındaydı yürekler, işi bitirme, eğlenme, eğlendirme ve eve dönüş. ama tam da öyle olmadı.. yüreğimizin bir kıyısını oraya sahil niyetine bıraktık, o yeşilliklerin hemen yanına, çocuklar bizi düşündükçe kıyıya vuran anılarla bol bol dinlendirebilsinler ruhlarını diye.. o uçaklar, onca korkular arasında binlerce umut bırakabildik sanırım o çocukların içlerinde; "tekrar gelin seneye.." diyen gözler ve diller arasından oradan ayrılırken.
Havaalanına indik ve otelimize yerleştik. oradan da bin bir şevkle ağırlayan insanlar arasında yemek yemeğe gittik. her şey acılıydı onların yaşantılarından bir parça gibi, sanki acı yiyerek acıya dayanıyorlardı. ve arkasından da tatlı. arası yok! bir acı bir tatlı yaşantılar arasında yedik yemeklerimizi.. ve planlar programlar için döndük tekrar otelimize..
Sabah kalktık.. Saat 11.00'de başlayacak organizasyona çocuklar saatler öncesinden gelmişti, biz alan hazırlamaya gittiğimizde hepsi bizi bekliyordu zaten.. ve saatimizden çok önce başladık biz de o yüreklerin heyecanına kapılıp.. birlikte şarkılar söyledik, halay çektik, zıpladık, bağırdık, coştuk.
Ne çocuklar vardı orada, rap yapan, halaydan bıkmayan, kolbastıyla durmadan zıplayan çocuklar.. "örtmenim" diye etrafımızı çevreleyen parlak inci siyahı gözler vardı. herkesin elinde annemin bana küçükken yapmayı öğrettiği uçurtmalardan vardı; altı sopa, bir ip, bir gövde ve rengarenk kuyruklarıyla, basit ama içten yapılmış annemin uçurtmalarından.. annemin kattıklarını düşündüm hayatıma, o uçurtmalar göklerde yükselmeye çalışırken. çocukluk heyecanlarımı, uçurtma yapışlarımızı, uçurma denemelerimizi.. rüzgardan yırtılanların ardından, inatla ve zevkle tekrar tekrar yenisini yapma çabalarımızı düşündüm annemle.. annem bana iyi bir şeyler yapmak için uğraşmak gerektiğini ve sonunda nasıl zevk alabileceğimi belki de o uçurtmalarla öğretti.
İkinci gün güneşi, yağmuru, rüzgarı birlikte sarmaladık.. Ezan sesi bile başkaydı orada, güneş başkaydı, fırtına başkaydı sanki. Tepemizden sürekli geçen uçaklar arasında çocukların yüzlerine ufak tefek yüz boyamaları yaparak daha da renklendirdik umutlarını.. ve yine uçurtmalar.. yine müzik.. yine dans.. yine eğlence..
Akşam alandan ayrılırken hepsi koşturuyordu peşimizden, bir daha gelin seneye, yne eğlenelim diye.. yüzleri gülüyordu, gözlerinin içi gülüyordu bize baktıklarında, seneye buluşma şansımız olur mu diye umut doluydu sözleri.. ve o kadar güzel duygular yaşattılar ki bizlere onlar bizlere teşekkür ederlerken bilmiyorlardı ki asıl teşekkürü bizim etmemiz gerekirdi bu kadar içten, bu kadar saf ve temiz duyguları bizlere hissettirdikleri için.. umuda asılmanın güzelliğini, şehir kalabalığında anlayamadığımız gökyüzünün renkleri uçurtmalar arasında yaşadık her birimiz..
Teşekkürler Diyarbakır, ve teşekkürler doğunun çocukları, bizlere kattığınız herşey için..
http://picasaweb.google.com.tr/meskaucurtma/DiyarbakR#